Annem nöbette

doktor anne

 

Çağın 9 aylıktı işe geri döndüğümde. Uzun süt izni sayesinde yumuşak bir geçiş olmuştu Çağın ve benim için işe başlama sürecim. Tabii işe başlamadan bir süre öncesinden gerçekleştirdiğimiz kısa kısa, 30’ar dakika başlayan ve bir-iki saate uzanan ayrılıkların da bunda etkisi var diye düşünüyorum. Sonrasında Çağın bir yaşını bitirdiğinde ise gece çalışmaya başlamıştım. O dönem kadın çalışanlar, çocukları bir yaşına gelene kadar gece çalıştırılmıyorlardı. Şimdilerde bu gece çalışmama hali 2 yaş bitimine kadar ertelendi. Neyse, o zaman yaşadığımız küçük Anadolu şehrinde çocuk doktoru sayısı sadece 3 olduğu için icap nöbeti tutuyordum geceleri ve hafta sonlarında. Yani geceleri hastanede sürekli bulunmuyor, gerektiğinde, icap ettiğinde gidiyordum.

 

Anne nöbetteyken evdeki çılgın eğlenceden( !) bir kare..
Anne nöbetteyken evdeki çılgın eğlenceden( !) bir kare..

Adana’ya taşınıp, Türkiye’nin en büyük çocuk hastanelerinden birinde çalışmaya başlayınca ben de tekrar nöbetli günlere geri dönmüş oldum. ”Geri dönmüş oldum.” diyorum çünkü Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ihtisasım sırasında 36 saate uzayan yüzlerce nöbet tutmuştum. Ama bu geri dönüş bu sefer farklı olmuştu çünkü anneydim. Asistanlığım süresince Çağın daha doğmamıştı ve nöbet sonrası akşam iş çıkışı eve gelip, yemek bile yemeden kendimi yatağa atabiliyordum. Oysa şimdi çok yorucu bir nöbetten çıkıp eve geri döndüğümde annesini 24 saat görmemiş ve o 24 saati ” Annem gelse de oyun oynasak.’’ şeklinde planlar yaparak geçiren 2 yaşında bir çocuk bekliyordu beni. Nöbetten çıkıp eve geldiğimde benim pilim çoktaaan bitmişken tüm gece uykusunu almış Çağın, oyun oynamak için beni bekliyor oluyordu. Ben de  kalan tüm enerjimi toplayıp, akşam Barış gelene kadar oyun oynamaya çalışıyordum. Nöbet sonrası uykusuz gözler ve bulanık bir beyinle oyun oynama olayı ise Çağın’ın okula başlaması ile son buldu.

 

İşe döndüğüm için hiç vicdan azabı çekmedim ama mesai saatleri dışında, hafta sonları ve gece de çalışmak zorunda kaldığım için çektiği vicdan azabının haddi hesabı yok. Kabul etmeliyim ki nöbete ilk başladığım zamanlar hem benim, hem de Çağın için çok zor oldu. O güne dek hep annesi tarafından uyutulmuş, akşam belirli bir saatten sonra annesini evde görmeye alışmış bir çocuğa o gece annesinin neden evde olmadığını ve neden onu uyutmadığını anlatmak başlangıçta biraz zor oldu. Zaman geçtikçe Çağın benim nöbetçi olmama alıştı, ben mesai dışı çalışmayı kabullendim. Tabii bu kabullenişte Barış’ın rolü tartışılmaz. Ben nöbetçiyken Çağın’a en az benim kadar iyi baktığını bilmek kendimi daha iyi hissetmeme sebep oldu her daim. İlk başlarda 2 yaşında bir çocuğa tek başına bakmak, yedirmek, içirmek, giydirmek, uyutmak Barış’ı zorlasa da Çağın büyüdükçe her şey daha kolaylaştı ve eğlenceli bir hal aldı.

Artık özellikle de hafta sonu nöbetlerinde babası ile harika vakit geçiriyorlar. Misal geçen hafta Tarsus’a gezmeye ve alışverişe gittiler. Gitmişken de hayvanat bahçesine uğradılar. Bir önceki ay hafta sonu nöbetimde şehre gelen akrobasi gösterisini izlemişler en ön sıradan. Ben de göreyim diye videoya çekmişler. E bir de tabi benim yokluğumda yenilen abur cuburlar var. Ben yokken eğlenebildikleri kadar eğleniyorlar. Ben nöbetten çıktıktan sonra eve geldiğimde bana neler yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Eh ben de biraz kıskanıyorum ama ne yapalım… Eğlenceleri daim olsun, elleri birbirinden hiç ayrılmasın.