Bu bir Sevgililer Günü yazısıdır

Kendimi bildim bileli özel günleri (doğum günleri hariç) kutlamayı pek sevmedim. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü gibi  günlerin hepsinin kapitalist sistem tarafından insanları alışveriş yapmaya teşvik için uydurulmuş günler olduğunu düşündüm. Özellikle de Sevgililer Günü için ‘‘sevene her gün Sevgililer Günü ” mottosunu benimsedim. sevgililer günü   Günler öncesinden başlayan ” pırlanta alın, çiçek alın, yüzük alın” dayatması arasında girilen Sevgililer Günü’nün 2006 yılından itibaren ise benim hayımda ayrı bir yeri var: Bundan tam 8 sene önce Çağın’ın babası ve ben karlı ve soğuk bir 14 Şubat günü çıkmaya başladık. İlk (belki de tek) Sevgililer Günü hediyem de hiç unutmuyorum; çocukcağızın alel acele bulduğu bir adet kırmızı gül ve sex video and The City cd si idi. Ondan sonraki Sevgililer Günü’nde ise evliydik zaten.  En az benim kadar romantizmden uzak olan Barış’ın da  derin katkılarıyla Sevgililer Günü kutlamalarımız bir öpücük ve gülden ibaret olarak devam etti. Çağın doğduktan sonra ise değil Sevgililer Günü kutlaması yapmayı, takvim yapraklarının 14 Şubat’ı gösterdiğini bile farketmez olduk. O tarihin aşkımızın başlangıcının tarihi olduğunu unuttuk. Tıpkı baş başa yemek yemeyi, sinemaya gitmeyi unuttuğumuz gibi. … Hayatımın her döneminde romantik insanlara özendim, romantizmin gücüne inandım ama  hiç bir zaman romantik, mum ışığında yenilen bir yemeğin ardından hediye değiş tokuşunun yapıldığı bir sevgililer günü kutlamam olmadı. Ancak nedendir bilmiyorum, son zamanlarda sık sık kendimi ”bu sene de Sevgililer Günü kutlayamayacağız, zaten ne zamandır karı koca  eski günlerdeki gibi baş başa kalamıyoruz, sinemaya gitmeyeli 3,5 yıl oldu” diye yakınırken  bulur oldum. Veee madem romantik bir çift değiliz 14 Şubat’ın çift oluşumuzun yıl dönümü olduğunu çoktan unuttuk, bari  bir sinemaya gidelim diye düşündüm. Bir kaç saatliğine de olsa hayatın rutininden ayrılmak iyi gelecekti bize. Bir gün önceden internetten  sinema biletlerini aldım. Bütün günü hastanede her gördüğüm arkadaşıma ”biz bugün 3,5 yıl aradan sonra ilk kez sinemaya gidiyoruz” diyerek geçirdim. Akşam eve gidip, Çağın’la oynayıp, yemeğini yedirip, pijamalarını giydirip iyi geceler öpücüğü verdikten sonra babaanneye bırakıp, koca kişisi ile  sinemaya gitmeyi planladım. sevgililer günü Eve her zamankinden yarım saat daha erken geldik. Yemeğimizi yedik ve ben Çağın’a uygun bir dille bu gece onu babaannenin uyutacağını, bizim dışarı çıkıp, o uyuduktan bir süre sonra geri geleceğimizi anlatmaya başladım. İşte ne olduysa o anda oldu. Önce o minik alt dudağı aşağı düştü sonra kollarını boynuma doladı ve bir yandan ağlamaya bir yandan ”amaa ben bugün seni çok özlemiştim annee diye iç çekmeye başladı. E o andan itibaren de bende sinemaya gitme arzusu bir anda sıfırlandı. Açıkçası ”seni çok özledim, gitme anneciğim”  diye ağlayan evladımı bırakıp sinemaya gitmeye gönlüm razı olmadı. Bir haftadır yaptığım sinema planı, Barış’la kısa bir bakışmadan sonra onun da benimle aynı fikirde olduğunu görüp,  bilinmeyen bir tarihe kadar erteleniverdi. Üç buçuk yıldır sinemaya gitmiyordum, bir süre daha gitmesem de olurdu. Pişman mıyım? Hayır. Doğruyu mu yaptım? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey Sevgililer Günü’nü kutlamasak da sevgilimle baş başa kalmaya, hayata minik molalar verip deşarj olmaya halen ihtiyacım olduğu.

Sevgililer Gününüz kutlu olsun.