Çağın torunum okula başladı

okulun ilk günü

Aşağıdaki yazı, Güncel Anne’nin sıkı takipçilerinden, Çağın’ın dedesi, 41 yıllık eğitimci, sevgili kayınpederim Ramazan Çakır tarafından, Çağın’ın okula başlaması dolayısı ile  kaleme alındı.

Okullar açıldı. Torunum Çağın da henüz dört yaşını bitirmedi ama kreşe başladı. Annesi, Çağın’ın okuldaki ilk günlerini şöyle anlatıyor; “Okula uyum haftasının özeti: İlk gün ilk saatler kucağımdan inmedi. Sonra yavaş yavaş benim yanımda koltukta oturmaya başladı.

2. Gün: Benimle birlikte oyunlara katıldı.

3. Gün: Ben sandalyede oturdum, Çağın tek başına oyunlara katıldı, arada gelip bana sarıldı, ağladı, geri gitti.

4. Gün sınıfın önünde oturmam gerektiğini söyledi öğretmeni ama Çağın kıyameti kopardı. Sakinleşene kadar sıkıca sarıldım. Sakinleştikten sonra tekrar ona sıkıca sarılarak dışarıda olacağımı, her istediğinde beni görebileceğini, ağlamak isterse ağlayabileceğini söyledim ve sınıftan çıktım. Biraz ağladı ama hemen sustu ve günün geri kalanını sorunsuz geçirdi.

5. Gün sabah öpüp vedalaştık ve benim lobide olacağımı her istediğinde görebileceğini söyledim. Biraz mırın kırın etti ama yine de öğretmeninin elini tutup sınıfa girdi. Tüm gün hiç ağlamamış. Yani kabaca zorlu evreyi atlattık gibi duruyor. Ama gene de çocuk bu, belli olmaz.”

Okula yeni başlayan çocuklar özellikle de okulun ilk günü uyum sorunu yaşarlar.

Çağın’ın yaptığı gibi okul korkusunun en belirgin özelliği de ağlamaktır.

Bir gün Çağın’a ‘Niçin ağlıyorsun?’ diye sorduğumda şu cevabı verdi; ‘Çocuklar ağlar, ben de çocuğum’

Ağlamak, çocukların sıkça başvurduğu sorun çözme yöntemidir.

Korku, sadece insan için değil, tüm canlılarda bulunan doğal bir duygudur.

Okul korkusu da çabuk müdahale edildiğinde kolay atlatılır.  Anne ve çocuk arasında bağımlı bir ilişki vardır, ikisinin de özellikle de okulun ilk günü birbirlerinden ilk ayrılışı kolay değildir. Anne kaygılı, çocuk ise streslidir. Yeni başlangıçlar daima stresli olur. Yeni evlilik yapanlar, yeni iş kuranlar, yeni okula başlayanlar stres yaşarlar.

Stresi yaşamadan yeni güzellikler, yeni başarılar kazanılmaz.

Örneğin doğum yapan bir anne, büyük acılar çeker fakat bunun sonunda o muhteşem mutluluğu yaşar. Stres yaşamadan, zorlanmadan, başarıya ulaşılamaz. Zaten stresin Türkçe karşılığı da zorlanmadır.

Stres hayatın özüdür.

Stresin bu türüne psikologlar olumlu stres diyorlar. Çocuklar olumlu stresi yaşamadan kendini geliştiremez.

Kaygı ise genellikle bulaşıcıdır ve anneden çocuğa geçer, anneler bunu bilmeli ona göre davranışlarına özen göstermelidir.

Çağın gibi çocukların rahat ev ortamından çıkıp kurallarla dolu okul hayatına atılması elbette zordur. Okul, onlar için yeni bir dünyadır. NitekimÇağın okula başladığı ilk gün annesine şöyle der; ‘Ben okula gidiyorum bakıcım Emel ne iş yapacak?’

Okula başlamadan önce çocuk psikolojik olarak hazırlanmalı cesaretlendirilmeli, güven duygusu verilmelidir. Okulla birlikte çocuk yeni bir gruba girer, bireysel yetenekleri ortaya çıkar. Farklı arkadaş grupları edinir, yeni bir ortama çocuğun uyum sağlaması, onun küçük dünyası için oldukça zordur. Kendi başına gereksinimlerini karşılaması, giyinip soyunması, yemek yemesi ve tuvalet ihtiyaçlarını gidermesi yeni mücadelelerin de başlangıcıdır. Bu dönem de çocuğu iyi dinlemek, kaygılarını gidermek gerekir. Okul alış verişini birlikte yapmak, onun tercihlerine saygı göstermek gerekir.

Okul hayatı çocuğun kendini geliştirdiği kadar yeteneklerini de ortaya çıkardığı alanlardır. Çocuk, yeteneklerini geliştirdikçe çevresinin beğenisini kazandıkça coşku ve mutluluk yaşar. Başarının hazzını yaşayan çocuk kendini geliştirir, özgüvenini arttırır. Çocuğun yanlışı, karşılaştığı problem ne kadar erken görülür ve çabuk müdahale edilirse çözümü de o kadar kolay olur. Onun yeni dünyası problemlerle doludur. İşte bu dönem çocuk iyi dinlenmeli, kaygıları giderilmelidir. Bu dönemde çocuk, anneye daha yakındır. Çağın farklı olarak babaya da yakındır, hiç ayırım yapmaz. Onun için de annelere büyük sorumluluk düşer. Okul tek başına çocuğu yetiştirmez, anne ve babalara da büyük görevler düşüyor.

Okul, ailenin de yardımıyla çocuğa belli formasyonlar kazandırır.

  • Başladığı işi bitirmek

 

  • Sırasını beklemek

 

  • Karşısındakini sonuna kadar dinleyebilmek

 

  • İsteklerini erteleyebilmek,

 

  • Oyun kurallarına uymak gibi becerileri öğrenir.

Tüm bunlar, sosyalleşmenin, bireyin toplumsal bir varlık olmasının yapıtaşlarıdır.

Çocuğun yeni beceriler kazanması, yeteneklerini ortaya çıkarması ve başarılı olması bir tesadüf değildir. Planlı ve disiplinli çalışmanın ürünüdür.

Çocuğa, planlı ve disiplinli çalışma alışkanlığının kazandırılması okul, öğretmen ve aileye düşen bir görevdir.

Planlı çalışma, etkili ve verimli olmanın temel koşuludur.

Belli görevlerin belli dönemlerde yapılması gerekir. Plansızlık, beraberin de kararsızlığı, dikkatsizliği ve eksikliği getirir. Geçen zaman gibi insan hayatında da geçen yıllar asla geri gelmez. Çocuk, belli yaşlarda öğrenmesi gereken becerileri, o yaşlarda öğrenmelidir.

Bu anlattıklarım, mutlak doğrular değildir. Zaten eğitim de mutlak doğru da yoktur. Bunlar 41 yıllık eğitim yaşantımda edindiğim deneyimlerdir.

Her çocuğa, aynı yöntemi uygulayamazsınız. Eğitimde genel doğrular vardır fakat her çocuk farklı bir kişiliktir. Farklı özellikleri vardır.

Eğitimin genel kurallarını bu farklı kişilere uygulamak da bir öğretmenlik becerisidir.

Öğretmen, çocuğu tanımalı, ona göre davranmalıdır. İlk gün annesinin kucağından inmeyen Çağın, ikinci haftanın sonunda okulunu ve arkadaşlarını pek sevdi. Sabah erkenden kalkıp, tekerlekli çantasından tutup coşkuyla servise biniyor. Bu durum, çocuğun hayatında yeni problemlerin olmayacağı anlamına gelmez.

Hayat, problemler yumağıdır.

Her an, her yerde karşımıza yeni problemler çıkabilir.

Hayat, problemleri çözerek devam eder.

Bizler, annesinin ve babasının öncülüğünde Çağın’a özen gösteriyoruz.

Çocuğuna özen gösteren her veli, daima olumlu sonuçlar alır.

Bu durum, eğitimin değişmeyen evrensel yasasıdır.