Küllerin ardından öğrendiklerim

küllerin ardından öğrendiklerim

Bizim apartmanımız yandı. Evet evet yanlış okumadınız apartmanımız yandı. Yangına tüm ulusal kanallar,  ana haber bültenlerinde yer verdiler. Bizim evde halılara, perdelere sinen azıcık is kokusu dışında gözle görülür, elle tutulur bir zarar ziyan oluşmadı. Ama işte dediğim gibi büyük bir yangındı; 15 katlı apartmanımızın bir kısmı tam anlamıyla yandı, bitti, kül oldu.

 

Yaklaşık 2 ay kadar önceydi. Bir öğlen tatili sırasında apartman görevlimiz aradı: Apartmanda, 8. katta küçük bir yangın vardı. Öğleden sonraki randevularımızı iptal ederek,  apar topar hastaneden çıktık. Siteye ulaştığımızda ilk görünen, 8. kattan hafif hafif tüten bir dumandı. Ama işte 8. katta küçük bir alanda başlayan yangın, Adana İtfaiyesi’nin uygun araç ve ekipman eksikliği nedeni ile kısa sürede tüm apartmanı sardı. Öyle ki 15 katlı apartman yangını için yolladıkları araç 7. Katın üzerine çıkamıyordu. Komşularımızdan biri 4 aylık bebeği ile uzun bir süre 15. katta kurtarılmayı bekledi. Yangının başlayışından uygun itfaiye aracı gelene kadar geçen 2, 5 saatlik sürede apartmanımızın bir kısmı tamamen yandı. Bazı komşularımız evsiz kaldı, bazı evlerde ağır, bazılarında ise hafif hasar meydana geldi. Çok şükür ki yangın can kaybı olmadan atlatıldı.

küllerin ardından öğrendiklerim

Yangın söndürülüp, el ayak ortadan çekildiğinde ise önemli bir soru, cevaplanmak üzere bizi bekliyordu: Nerede kalacaktık? Binanın elektriği, suyu ve doğalgazı hasar görmüştü. Bir süreliğine de onarılması beklenmiyordu. Komşularımızın hepsi Adanalı olduğu için doğal olarak apartmanda kalmadılar. Kimi anne-babasında, kimi kardeşinde, kimi başka akrabalarında, kimi de yazlık evlerinde kalmayı tercih etti yangından sonra. Adana’da kimi kimsesi olmayan bizse kısa süren bir şaşkınlıktan sonra evde kalmaya karar verdik. Nasıl olsa elektrik, su ve doğal gaz bir iki güne halledilecekti.

 

Ama öyle olmadı.  O gece ve takip eden 20 gün boyunca apartmanımızın ne elektriği vardı ne de doğalgazı…. Önce, acaba bir otele mi yerleşsek yoksa kısa süreliğine mobilyalı bir ev mi kiralasak diye düşündük, taşındık. Bir süre  ”Otel mi, kiralık ev mi kendi evimiz mi?” gel gitleri yaşadık. Sonunda da en konforlu otel odasının bile elektriksiz-doğal gazsız da olsa evimiz kadar rahat olmayacağına inanarak   evde kalmaya karar verdik.

https://www.youtube.com/watch?v=JIxBWkhCoCc

İlk 2-3 günü yemeklerimizi dışarıda yiyerek geçirdik. Zira elektrik olmadığı için, buzdolabında saklanmayan her şey Adana’da Mayıs sıcağında şip şak bozuluyordu.  Dahası  ocağımız doğal gazlı olduğu için kullanamıyorduk. Allahtan o dönemde okullar hala açıktı ve gündüz ‘’Çağın’a ne yedireceğiz? ’’ derdine düşmüyorduk. Ama her gece dışarıda yemek yemenin, aile bütçesinde büyük bir gedik ve benim göbeğimde ekstra yağ katmanları olarak geri dönme riski oldukça yüksekti. Barış’ın önerisi ile üçlü bir ocak ve tüp aldık ve yemeklerimizi evde yapmaya başladık.

 

Yangının 3. günü Barış’ın yoğun çabaları ile suyumuza kavuştuk. Buzdolabı olmadığı için her akşam işten çıkarken markete uğruyor, o akşamın yemeklik malzemesini gram gram alıp, 5 katı merdivenle çıkıp eve geliyorduk. Akşam yemeğini hızlıca yiyip, aşağıda toplantıya iniyorduk. Apartman komşularımızla kamelyada yapılan bol çaylı, kekli, börekli ‘’Apartmanımız nasıl kurtulur?’’ konulu bu toplantılar genelde hiç bir karara varılamadan sonuçlanıyordu. Evimize çıktıktan sonra ise televizyon ve internet olmadığı için de gece saat 10’u görmeden uyumuş oluyorduk. Böyle böyle 20 gün geçti. Önce doğalgazı onardılar, sonra elektrik sistemini en son da asansörleri…Şu anda apartmanımızın pek çok eksiği giderildi, komşularımızın pek çoğunun evleri onarıldı. Ama bugün hala evlerine tekrar yerleşememiş komşularımız var. Yangından ve sonrasında yaşadıklarımdan  çok şey öğrendim. Ne demiş atalarımız: Bir musibet bin nasihatten iyidir.

İşte küllerin ardından öğrendiklerim:

 

  • Karanlıktan korkmanın çocuklara özgü olmadığını

 

  • Bir şeyi söylemektense yapmanın evla olduğunu

 

  • Gurbet denen şeyin hüznünü

 

  • Kırk yaşında bile olsan, bazı durumlarda ağlayarak annene sarılmak isteyebileceğini

 

  • Aile olmanın ve birlikte olmanın insana her türlü zorlukla mücadele etme gücü verdiğini

 

  • Elde çamaşır yıkamanın zorluğunu

 

  • Karanlıkta çocukla eğlenceli vakit geçirmenin 10 değişik yolunu

 

  • Zor günlerin, insanların gerçek dostlarının aslında kim olduğunu anlaması için harika bir fırsat olduğunu

 

  • Damdan düşenin halini, sadece damdan düşenin anlayabileceğini

 

  • Komşularımın aslında ne kadar harika insanlar olduğunu

 

  • Barış’ın (kocam diye söylemiyorum) ne kadar iş bitirici bir insan olduğunu

 

  • Evi sadece depreme karşı değil yangına karşı da sigortalatmak gerektiğini (Sigortası olan komşularımızın tüm zararları, sigorta şirketi tarafından kısa sürede karşılandı)

 

  • Sigorta poliçelerindeki minik yazıların iyi okunması gerektiğini (Gene bazı komşularımızın yangın sigortası vardı ama teminat kapsamları oldukça kısıtlı idi.)